YAYED
YAYED
YAYED
YAYED
YAYED

Yerel Seçimler

E-Bülten

YAYED

Sayı: 17 - 2012/17

İÇİNDEKİLER

Bu Sayıda (tıklayarak ulaşabilirsiniz)

Osmanlı Siyaset – Yönetim Düşün Geleneği:

Daire-i Adalet’in Yönetimi

Aslı Yılmaz Uçar

Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Bağlamında

Türkiye’de Adliye Yönetimi

Ali Altıntaş

Neoliberal Politikalar ve Türk Yargısında Dönüşüm

Halil Güner

Kuruluştan 1980’lere Türkiye’de Polis Aygıtına

Uluslararasılaşma Süreçleri Üzerinden Bakmak

Funda Hülagü

Kapitalizmde Siyasetin Siyasal Halleri

Örsan Ö. Akbulut

Bölgesel Kalkınma, Yeni Bölgecilik ve

Bölgesel Kalkınma Araçları

Bayram Ali Eşiyok

Özgeçmişler

Abstracts (tıklayarak ulaşabilirsiniz)

 

 

OSMANLI SİYASET-YÖNETİM DÜŞÜN GELENEĞİ:

DAİRE-İ ADALET’İN YÖNETİMİ

Aslı YILMAZ UÇAR

Çalışma iki önkabul ile başlıyor: Daire-i adalet, modern öncesi dönemde tarım toplumlarının yönetim bilgisidir ve söz konusu yönetim bilgisi, Osmanlı Klasik Dönemi’nin siyaset-yönetim düşün geleneğinin temelidir. Hint-İran geleneğinden doğarak Türk ve İslami gelenekle harmanlanmış daire-i adalete içkin yönetim bilgisi Osmanlı Devleti’ne aktarılmış; Osmanlı Devleti’nin erken modern döneminde, klasik dönemin düşün geleneğinin temsilcisi olarak yaygınlaşmıştır.

Bu bağlamda sorunsallaştırılan daire-i adalet’in yönetimine dair iki soru sorulmuştur: (1) daire-i adaletin yönetimi nasıl örgütlenir, (2) daire-i adaletin yönetiminin niteliği nedir?

Ele alınan sorular çerçevesinde çalışma iki çıkarsamaya açılmıştır: (1) daire-i adaletin yönetiminin iki temel işlevi vardır ve devlet örgütü bu işlevler temelinde kurulmaktadır: adli ve askeri, (2) yönetim örgütü, işlevsel-toplumsal tabakalaşma içerisinde gayrişahsi bir karakter iddiası ile toplumsal bağlarından soyutlanma çabasındadır.

Anahtar kelimeler: daire-i adalet, geleneksel devlet, adli teşkilat, askeri teşkilat, Osmanlı idare tarihi, düşün geleneği, Osmanlı klasik dönemi, Osmanlı’da devlet.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TARAFSIZLIĞI BAĞLAMINDA

TÜRKİYE’DE ADLİYE YÖNETİMİ

Ali ALTINT

Mahkemeleri içinde barındıran adliyeler, Adalet Bakanlığı’nın hizmet götürdüğü taşra adalet yönetimi birimleridir. Üniversitelerin, hastanelerin, cezaevlerinin bütçesi ve bir yönetim yapısı mevcut iken adliyelerin kanun ile belirlenmiş bir yönetim yapısı ve mahkemelerin özerk bir bütçesi bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığı’nca çıkarılan genelgelerle adliyelerde idari ve mali işlerin yürütülmesi görevi, ceza davasının davacısı konumundaki Cumhuriyet başsavcılığına verilmiştir. Bu da, Anayasa’da bağımsız ve teminatlı oldukları belirtilen, her hal ve şartta tarafsız karar vermeleri beklenen yargıçların, adliyelerde yasal temelden yoksun ve öznel uygulamalara maruz kalmalarına yol açarak bağımsızlık ve tarafsızlık görünümlerinin aşınması sonucunu doğurmuş, mahkemeler Cumhu riyet başsavcılığı bünyesinde bir birim, yargıçlar da Cumhuriyet başsavcılığında çalışan bir görevli olarak algılanır olmuştur. Oysaki Avrupa İnsan Hakları Mah-kemesi, mahkemelerin bağımsız görünmeleri gerekliliğini de yargı bağımsızlı- ğının ve tarafsızlığının bir unsuru olarak ortaya koymuştur. Ancak ülkemizdeki, evrensel uygulamalara uygun düşmeyen, yargıçları dışlayan adliye yönetim sistemi, yargıçların bireysel, mahkemelerin de kurumsal olarak bağımsız ve ta- rafsız görünümlerinin önünde engeldir.

Anahtar kelimeler: Yargı bağımsızlığı, yargının tarafsızlığı, yargıç, Cumhuriyet başsavcılığı, adliye yönetimi

NEOLİBERAL POLİTİKALAR VE TÜRK YARGISINDA DÖNÜŞÜM

Halil GÜNER

1980 sonrasında Dünya’da refah devleti politikalarına son verilmiş, neoliberal ekonomi politikaları benimsenmiştir. Türkiye’de de yaşanan bu dönüşüm ekonomi politikalarıyla sınırlı kalmamış, toplumsal ve ekonomik tüm alanlara olduğu gibi yargıya da yansımıştır. Küreselleşme kampanyası çerçevesinde özelleştirme ve devletin küçültülmesi talepleri, “ayak bağı” olduğu düşüncesiyle yargının görev alanlarının ve denetim yetkisinin daraltılmasına yönelik düzenlemeleri gündeme getirmiş ve yargı sisteminin piyasalaşmasıyla sonuçlanmıştır. Türk yargı sistemi, bu doğrultuda kurumsal, işlevsel ve nihayetinde niteliksel bir dönüşüm süreci içerisindedir. Bu yazıda yargıdaki söz konusu dönüşüm süreci ve nedenleri ortaya konmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, neoliberalizm, yargı, adalet.

KURULUŞTAN 1980’LERE TÜRKİYE’DE POLİS AYGITINA

ULUSLARARASILAŞMA SÜREÇLERİ ÜZERİNDEN BAKMAK

Funda HÜLAGÜ

Gerek dünyada gerek Türkiye’de polis kurumunun temel nitelikleri ve bu nite- liklerin dönüşümü genel olarak siyaset bilimleri alanının marjinlerinde kalmıştır. Öte yandan polis, araştırma konusu edildiği nadir zamanlarda ait olduğu ülkenin o ülkeye özgü koşullarının ya da örneğin Türkiye’nin siyasi rejiminin doğrudan bir ürünü olarak görülmüştür. Makale, bu özgücü yaklaşımın 19. yüzyılda yeni yeni şekillenmekte olan modern polis kurumunun daha o dönemde hızlı bir uluslararası sistem müdahalesine maruz kaldığı gerçeğini ihmal ettiği reflek- siyle yola çıkmaktadır. Bu özgücülük handikabını aşmak için makalede öneri- len temel yaklaşım polise uluslararasılaşma perspektifinden bakmaktır. Buna göre, polisi ve failliğini belirleyen onun yalnızca burjuva devletinin dolayımsız bir uzantısı, devletin toplumu onunla şekillendirdiği işlevsel bir zor aygıtı olması değildir. Polisi belirleyen aynı zamanda o devletin ait olduğu uluslararası kapi- talist sistemin kendini yeniden üretmesi için gerekli olan farklı ve kimi zaman çelişkili unsurları içselleştiren ve bunları koşullara uygun bir şekilde faaliyete sokan bir toplumsal biçim olmasıdır. Makale, bu temel hipotezi açımlamak için Türkiye vakasına odaklanacaktır. Türkiye vakası üzerinden, polisin uluslarara- sılaşmasının Türkiye’de kuruluştan 1980’lere aldığı ana örüntü örneklenmekte ve bu sayede hem Türkiye’deki polis teşkilatının doğasını şekillendiren kimi ana unsurlar hem de polisin uluslararasılaşması olgusu, polis aygıtları üzerindeki sonuçları bağlamında tartışılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Polis, Devlet, Uluslararasılaşma, Zor diyalektiği, Cumhuriyet Polisi

KAPİTALİZMDE SİYASETİN SİYASAL HALLERİ

Örsan Ö. AKBULUT

Tüm sınıflı toplumlarda farklı biçimlerde görünürlük kazanmış olsa da, yöneten - yönetilen ilişkisi, artığa el koyan ve üreten ilişkisi temelinde yapılanmakta ve somutlaşmaktadır. Eski Yunan polisinde ve feodalitede, bu örtüşme doğrudan doğruya gerçekleşmiştir. Kapitalizmde ise, tanımlı siyasal alan kapsamında yöneten-yönetilen ilişkisi hem kurumsal siyaset hem de tabanı genişletişmiş sivil toplum eksenli siyaset bakımından, artığa el koyma-üretme ilişkisinden özerk olarak yapılandırılmıştır. Bu siyaset hali veri olarak alındığında, kapitalist top- lumdaki iktidar ilişkisi ya yurttaşlık ya da kimlik ekseninde görünürlük kazanmıştır. Oysaki kapitalizmde iktidar ilişkisi, üretim temelinde, artığa el koyma-üretme bakımından somutluğu işyeri-piyasada; dolaşım ekseninde ise işyeri-devlet zemininde oluşmaktadır. Buna karşılık, kapitalizmde siyasallık yurttaş-kimlik temelinde sınırlandırıldığından, iktidar ilişkisinin temel olarak üretildiği zemin bir siyasal hal olarak değil; üretim araçlarını kontrol eden ve kamu hizmetini yürüten yöneticilerin taraf olduğu teknik bir sürece indirgenmektedir. Bu yazıda, kapitalist toplumda yöneten konumunun artığa el koyma ile yönetilen konumunun söylemsel yanılsamacılığından hareketle üreten temelindeki ilişkisi ortaya konulmaya çalışılarak, kapitalizmde siyasetin bir yandan özgün yapılandırılması diğer yandan ise üretim temelinde oluşumsallığı tartışılmış olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, siyaset, siyasallık, Eski Yunan, yönetilen.

BÖLGESEL KALKINMA, YENİ BÖLGECİLİK VE

BÖLGESEL KALKINMA ARAÇLARI

Bayram Ali EŞİYOK

Savaş sonrası dönemde egemen olan ulusal kalkınma politikaları ve bu politikaların bir bileşeni olarak uygulanan bölgesel kalkınma politikalarının temel hedefi bölgesel eşitsizlikleri gidermek, bölgelerarası denge arayışı olmuştur. Bu dönemde devlet bölgesel eşitsizlikleri azaltmak için üretici bir aktör olarak iktisadi faaliyetlerde bulunurken, bölgesel eşitsizliklere dışarıdan müdahale ederek eşitsizliklerin giderilmesi yönünde politikalar geliştirmiştir. 1970’li yıllarda yaşanan kriz ve sonrasında gündeme gelen yeniden yapılanma politikaları sonucunda neo-liberal yaklaşım hakim paradigmaya dönüşürken, ulusal ölçekte kalkınma politikaları terk edilmiş, ulus-altı ölçekte kalkınmanın öznesi bölgeler/ yerel olmaya başlamıştır. Başka bir anlatımla, Savaş sonrası dönemde bölgesel eşitsizlikleri azaltmak için uygulanan müdahaleci politikaların yerini neo-liberal politikaların hakim olması ile birlikte özel kesim yatırım davranışlarının ve yerel dinamiklerin belirleyici olduğu politikalar almaya başlamıştır. Yeni bölgecilik politikalarının uygulanması ile birlikte ulusal ölçekte planlama ve bölgesel planlama gibi temel kalkınma araçlarının içi boşaltılıp işlevsizleştirilirken, yeni bölgecilik yaklaşımının temel araçlarını kümelenmeye dayalı bölgesel kalkınma ve kalkınma ajansları oluşturmuştur. Kalkınma ajansları tekil her bir bölgenin ulusal ve küresel ölçekte diğer bölgelerle rekabet içinde kalkınmasını öngörmekte, bu politikaların bölgesel eşitsizlik sorununu çözeceği varsayılmaktadır. Eşit olmayan bölgeler arasındaki rekabete dayalı bir kalkınma modelinin daha başlangıçta kalkınma sorununa “rekabet” gibi ontolojik olarak yıkıcı bir kavramla yaklaşması, kapitalizme içkin eşitsiz gelişme yasasının olumsuz sonuçlarını aşındırmak bir yana, yeni bölgecilik anlayışına dayalı bir bölgesel kalkınma yaklaşımı bizatihi bölgesel dengesizliklerin kaynağı haline gelebilecek özellikler taşımaktadır.

Anahtar Kelimeler: Bölgesel Kalkınma, Yeni Bölgecilik, Teşvikler, Kamu Sabit Yatırımları, Bölgesel Kalkınma Planı

 

 

 

 

Memleket Siyaset Yönetim kategorsindeki diğer yayınlar
YAYED Yerel Yönetim Araştırma Yardım ve Eğitim Derneği Ziya Gökalp Caddesi, No.30 Kat.5 D.17 06420 Kızılay / Ankara, T: (312) 430 35 60, F: (312) 430 62 90
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. Web sitesi içerisindeki dökümanlar yazılar ve resimler kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz. © 2012
Web Tasarım