YAYED
YAYED
YAYED
YAYED
YAYED

Yerel Seçimler

E-Bülten

YAYED

Kalkınma Ajanslarına Karşı İkinci TMMOB Davası

TMMOB, "Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin” iptali için dava açtı.

DANIŞTAY BAŞKANLIĞI’NA

Yürütmenin Durdurulması ve
Duruşma İstemlidir.

DAVACI : Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği
Atatürk Bulvarı No:131/9 Bakanlıklar- ANKARA

VEKİLİ : Av. Nurten Çağlar Yakış- Av. Nurçil Soykut
( Aynı Adres)

DAVALI : T.C. Başbakanlık

DAVA KONUSU : Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı tarafından 25.07.2006 gün ve 26239 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “ Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin” tümünün iptaline ve yürütmenin durdurulmasına, bu işlemin dayanağı 5449 sayılı Yasa’nın Anayasa’nın 2, 6, 7, 8, 10, 11, 123, 126, 127, 135, 166. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden Anayasa Mahkemesine götürülmesine karar verilmesi istemidir.
Y.TARİHİ : 25. 07. 2006
AÇIKLAMALAR :

1) 25.07.2006 gün ve 26239 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “ Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”, 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına ve ikinci fıkrasının (h) bendi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır. Kanunun, Genel koordinasyon başlıklı 4.maddesi şöyledir:
“Ajansların ulusal düzeyde koordinasyonundan Devlet Planlama Teşkilatı sorumludur.
Devlet Planlama Teşkilatı;
a) Bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltıcı tedbirleri alır; plânlama, programlama ve projelendirme konularında ajanslara rehberlik ve danışmanlık yapar, plân ve programların uygulanmasını izler ve değerlendirir.
b) Ajansların kurumsal performansları ile yürütülen programların performanslarının ölçülmesine dair usûl ve esasları belirleyerek, bunların değerlendirmesini yapar veya yaptırır.
c) Bölgesel gelişmeye yönelik iç ve dış kaynaklı fonların ajanslara tahsisi ile bunların kullanımına ilişkin usûl ve esasları belirler.
d) Ajanslar arası işbirliğini sağlar ve ortak proje üretimini destekler.
e) Ajansların işlevlerini etkili ve verimli olarak yerine getirebilmesi için merkezî düzeyde ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyonu sağlar.
f) Ajansların yıllık çalışma programlarını onaylar.
g) Yönetim kurulu tarafından, nitelikleri uygun kişiler arasında seçilen ve teklif edilen ajans genel sekreterini onaylar.
h) Plân ve programlara, yapılacak yardım ve transferlere, personelin nitelik ve istihdamına, bütçe ve muhasebe standartlarının kullanımına, faaliyet raporlarına, izleme, değerlendirme ve denetime ilişkin esas ve usûller ile yatırım destek ofislerinin çalışma esas ve usûllerini ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşünü alarak belirler.
Yönetmeliğin dayanağını oluşturan bu madde ile Devlet Planlama Teşkilatına verilmiş olan, plân ve programlara, yapılacak yardım ve transferlere, personelin nitelik ve istihdamına, bütçe ve muhasebe standartlarının kullanımına, faaliyet raporlarına, izleme, değerlendirme ve denetime ilişkin esas ve usûller ile yatırım destek ofislerinin çalışma esas ve usûllerini ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşünü alarak belirleme yetkisi asli bir düzenleme yetkisi niteliğinde olup yasamaya aittir ve Anayasanın 7.maddesine göre de devredilemez. Devredildiği takdirde, bu yetki Anayasanın 7. ve 8. maddelerine, kökenini Anayasadan almadığı için de Anayasanın 6. maddesine aykırı düşer. Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı düzenlemenin hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısı ile Anayasanın 2. ve 11. maddeleri ile çelişeceği de açıktır. Açıklanan nedenle, Anayasaya aykırı olan bu maddeye dayanılarak çıkarılan Yönetmelik bir bütün olarak iptal edilmelidir.
2) Dava konusu Yönetmelik, 5449 sayılı Kanunun 7.maddesinde gösterilmiş olan Ajansın Teşkilat Yapısını oluşturan Kalkınma Kurulu, Yönetim Kurulu ve Yatırım Destek Ofislerinin Çalışma Usul ve Esaslarını belirlemiştir.
Kanunun dayanak maddeleri Anayasaya aykırı olduğundan, Yönetmeliğin 4 ila 27.maddeleri de Anayasaya aykırıdır ve iptali gerekir. Yönetmeliğin 4 ila 27.maddeleri 5449 sayılı Kanunun, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14 ve 15.maddelerine dayanmaktadır ki bu maddelerin tümü Anayasaya aykırıdır.
a) Yönetmeliğin 4 ila 15.maddeleri Kanunun 8 ve 9.maddeleri ile ilişkilidir. Kanunun 8.maddesinde bölgesel gelişme hedefine yönelik olarak bölgedeki kamu kurum ve kuruluşları ile özel kesim, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yerel yönetimler arasında işbirliğini geliştirmek üzere kalkınma kurulu oluşturulacağı bildirilmiştir. Anayasanın 166. maddesinden, kalkınmanın ulusal düzeyde – yurt düzeyinde düşünüldüğü ve tüm kalkınma girişimlerinin ulusal düzeydeki plana göre gerçekleştirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ulusal düzeydeki kalkınma planı ile bağlantısı ifade edilmeden bölgesel gelişme hedefinden söz edilmesi, Anayasanın 166.maddesi ile bağdaşmayan bir durumdur.
Diğer yandan kalkınma kuruluna özel kesim, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler ile kamu kurum ve kuruluşları arasında işbirliğini geliştirme konusunda verilen yetki, bu kurulları yerel yönetimler ve kamu kurum – kuruluşlarını yönlendiren bir üst konumuna getirmektedir. Böyle bir durum ise Anayasanın 123.ve 126.maddelerinde öngörülmeyen bir örgütlenme biçimidir. Gene bu madde ile, kalkınma kuruluna temsilci gönderecek kamu kurum ve kuruluşları ile özel kesim ve sivil toplum kuruluşlarının gönderecekleri temsilcilerin sayısı, görev süresi ve diğer hususların kuruluş kararnamesi ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Kuruluş kararnamesi ile belirleme konusunda idareye verilen yetki, esasları ile ilgili düzenleme Yasada yapılmadığı için asli bir düzenleme yetkisidir. Asli düzenleme yetkisi Anayasanın 7.maddesine göre yasamanındır ve devredilemez. Söz konusu üçüncü fıkrada asli düzenleme yetkisi idareye devredilmiş olduğundan böyle bir düzenleme, Anayasanın 6, 7 ve 8. maddelerine aykırıdır. Kanunun 9 uncu maddesinin (a) bendinde, tek ilden oluşan bölgelerde yönetim kurulunda yer alacak özel kesim ve/veya sivil toplum kuruluşları temsilcilerini ve iki katı yedeklerini sırasıyla seçme görev ve yetkisi kalkınma kuruluna verilmiştir.
Sivil Toplum Kuruluşları, sivil toplumdaki belli ilgi gruplarını temsil etmek üzere organize olmuş kurumlar olarak tanımlanmaktadır. Etkinlik alanlarına göre birbirinden farklı nitelikte sivil toplum kuruluşları görülmektedir. Örneğin; kalkınma ve yardım sivil toplum kuruluşları gibi. Kalkınma sivil toplum kuruluşları sosyal, ekonomik ve kültürel kalkınmayı hedeflerken, yardım sivil toplum kuruluşları dezavantajlı gruplar için insani yardım amacını üstlenirler.
Söz konusu 9.maddenin (a) bendinde tek ilden oluşan bölgelerde ajans yönetim kurulunda yer alacağı ifade edilen sivil toplum kuruluşlarının hangi türden ve hangi alanda etkinlik gösteren sivil toplum kuruluşları olacağına ilişkin bir belirleme yapılmamıştır.
Aynı şekilde “özel kesim” ifadesi de tam anlamıyla açık bir tanım olmayıp bu konuda da Yasada herhangi bir belirleme görülmemektedir. Bir hukuk devletinde, hukuk düzeninin belirliliği sağlaması esastır. İptali istenen kural ise neyin kapsanıp neyin dışlandığı konusunda yeterince açıklıktan, dolayısıyla belirlilik ve öngörülebilirlilikten yoksundur ve bu durum Anayasanın 2.maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Çünkü hukuk devleti belirliliği ve öngörülebilirliliği dolayısıyla hukuk güvenliğini gerçekleştirmeyi amaçlar.
Diğer yandan yasada herhangi bir ölçüt getirilmeden ve faaliyet alanı belirtilmeden idareye özel kesim ve sivil toplum kuruluşlarından üye seçmek yetkisi tanınması, idarenin keyfiliğe ve kötüye kullanılmaya açık bir yetki ile donatılması anlamına da gelir ve böyle bir yetkilendirmeyi de yine Anayasanın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir.
İdareye verilen söz konusu seçme yetkisi, ilkeleri, sınırı yasada belirtilmediği için aynı zamanda asli bir düzenleme yetkisi niteliğini de taşımaktadır. İdarenin Anayasada gösterilen sınırlı haller dışında asli düzenleme yetkisi bulunmadığı, bu yetki yasamaya ait olduğu için böylesi bir yetkilendirmenin Anayasanın 7 ve 8. maddelerine; kökenini Anayasadan almayan bir yetki kullanılamayacağı içinde Anayasanın 6. maddesine aykırı düşeceği açıktır.Bu nedenlerle Yönetmeliğin 4 ila 15. maddelerinin iptali gerekir.
b) Yönetmeliğin 16, 17 ve 18.maddeleri ise 5449 sayılı Kanunun 10 ila 14.maddeleri ile ilişkilidir.
5449 sayılı Kanunun 10. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde, ajansın karar organı olan yönetim kurulunun; tek ilden oluşan bölgelerde vali, büyükşehir belediye başkanı, il genel meclisi başkanı, sanayi odası başkanı, ticaret odası başkanı ile kalkınma kurulu tarafından özel kesim ve/veya sivil toplum kuruluşlarından seçilecek üç temsilciden oluşacağı öngörülmüştür.
Söz konusu 10.maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde ajans yönetim kurulunda temsilcilerinin seçileceği ifade edilen sivil toplum kuruluşlarının hangi türden ve hangi alanda etkinlik gösteren sivil toplum kuruluşları olacağına ilişkin bir belirleme yapılmamıştır. Aynı şekilde “özel kesim” ifadesi de tam anlamıyla açık bir tanım olmayıp bu konuda da hiç bir belirleme yapılmamıştır.
Anayasaya açık aykırılık nedeniyle Yönetmeliğin 16, 17 ve 18.maddelerinin iptali gerekir.
c) Yönetmeliğin 19 ila 27.maddeleri de Kanunun 15, 16 ve 17.maddeleri ile ilişkilidir. Kanunun bu maddeleri de Anayasanın 2,6,7,8 ve 11.maddelerine aykırıdır. Bu nedenle Yönetmeliğin 19 ila 27.maddelerinin iptalini talep ediyoruz.
3) Yönetmelik, dayanağını oluşturan 5449 sayılı Kanunun yanı sıra, aynı alanı düzenleyen 5523 sayılı Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Kurulması Hakkında Kanun ile de ilişkilidir ve iki kanun arasında yetki ve görev konusunda çelişen hükümler bulunduğundan Yönetmelik bu yönü ile de hukuka uygun değildir.
Anayasa’nın çizmiş olduğu yönetsel yapı tablosuna uygun olmayan bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Dava Konusu Karar ve 5449 sayılı Yasa köklü bir yapısal değişikliği içerdiğinden, Anayasa’da bir düzenleme yapılmaksızın, Anayasa’dan kaynağını almayan yeni bir yürütme organın oluşumu Anayasal sistemimizle uyuşmamaktadır.





Yukarıdaki şema, Anayasal sistemimizdeki idari örgütlenmeyi göstermektedir. TMMOB ve diğer meslek kuruluşlarının idari yapıdaki yerini Anayasa’nın 135. maddesi belirlemiştir. Anayasa, meslek kuruluşlarını, kamu tüzel kişiliğine sahip, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak tanımlanmakta olup, özel kanunla kurulacaklarını da emretmektedir. Olayımızda, ne Anayasa’nın 135. maddesi değişmiştir ne TMMOB’un kuruluş kanunu ortadan kalkmıştır. Anayasa maddesi ve 6235 sayılı Yasa yürürlükte iken, TMMOB’ni “sivil toplum kuruluşu” olarak saymanın hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Dava Konusu Kararda “sivil toplum örgütü” kavramına da bir ölçüt getirilmemiştir. Sivil toplum kuruluşu, kaba tanımıyla Devlet dışılığı ifade etmekle birlikte, siyasi arenada ucu açık bir tartışma alanını oluşturmaktadır. Bugün, “sivil toplum kuruluşu” herkesin üzerinde anlaşabildiği bir kavram değildir. Siyasal yaşamda, ideolojik olarak kullanılan ve buna göre içinin doldurulduğu “sivil toplum kuruluşu” ifadesinin hukuksal metinde yer almasının sayısız sakıncaları bulunmaktadır. Demokratik kitle örgütü tanımı ile bağdaştırılmayan “sivil toplum kuruluşu” ibaresi siyasal bakış açısını içinde barındırmaktadır. Genel idare içinde yeralan yerinden yönetim kuruluşlarının, amaç, işlev ve işleyişi gözardı edilerek, demokratik esaslara göre örgütlenip örgütlenmediği belli olmayan “sivil toplum kuruluşları” ile aynı kategoride değerlendirilmesi yürütmeye bakışta esaslı bir değişimin öngörüldüğünü ortaya koymaktadır.
Özel kesim temsilcilerinden de ne anlaşılacağı açık değildir. Dava konusu kararda, özel kesim ile ne kastediliyor buna ilişkin bir duyumsatma dahi bulunmamaktadır. Bundan yatırımcı ya da sermaye sahipleri kastediliyor ise, zaten Yürütme Kurulunda Ticaret Odası ve Sanayi Odası temsilcilerine yer verilmiştir. Özel kesimden kastedilen birey olarak yatırımcı ve şirket kastediliyor ise bunun da hukuk sistemimizle bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır. 5449 sayılı Yasa’nın yalnızca 16. maddesinde bir kez ifade bulan “özel kesimdeki yatırımcı” ibaresi ile gerçek kişi ya da şirket tüzelkişiliğine sahip sermaye sahibi kast ediliyorsa bu da yürütmeye kişilerin katılımı anlamına gelir ki, bunun da hukuk sistemimizle izah edilir bir yanı bulunmamaktadır.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Anayasa’nın 166. maddesinde ismi olmamakla birlikte, yukarıdaki şemada görüleceği üzere merkezdeki yardımcı kuruşlardan biridir. Anayasa’nın 166. maddesi, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın plana göre yapılması ilkesini öngörmüştür. Bu ilke gereği de DPT 91 sayılı Yasa ile kurulmuştur. “Devlet Planlama Teşkilâtı'nın görevleri aşağıdaki gibi sıralanabilir :
a)Devletin iktisadi, sosyal ve kültürel politikasının ve amaçlarının belirlenmesinde hükümete danışmanlık yapmak;
b)Hükümetçe belirlenen amaçları gerçekleştirmek için, kalkınma planları ile, yıllık programlar hazırlamak;
c)Bakanlıkların ve kamu kurum ve kuruluşlarının iktisadi, sosyal ve kültürel politikayı ilgilendiren etkinliklerinde eşgüdümü sağlamak, uygulamayı yönlendirmek ve bu konuda hükümete danışmanlık yapmak;
d)Planlanan ve yıllık programların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili yönetsel kuruluşların işleyiş ve yapılarının geliştirilmesi için öneri­lerde bulunmak;
e)Maliye, para, dış ticaret ve kambiyo politikalarının plan ve prog­ram hedefleri ile uyum içinde uygulanması konusunda Hükümete danış­manlık yapmak;
f)Özel sektör ve yabancı sermaye etkinliklerinin plan hedef ve amaçlanan uygun bir şekilde yürütülmesini düzenleyecek teşvik ve yön­lendirme politikalarının genel çerçevesini hazırlamak ve Hükümete önermek;
g)Kalkınmada öncelikli yörelerin daha hızlı bir şekilde gelişmesini sağlayacak tedbirleri tespit ve teklif etmek, uygulamayı izlemek ve eşgü­dümü sağlamak;
h) Kalkınma planı ve yıllık programlardaki ilke ve hedeflere uygun olarak, uluslararası ekonomik kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesinde, temas ve müzakerelerin yürütülmesinde gerekli görüş ve tekliflerde bu­lunmak;
i) Bölgesel veya sektörel bazda gelişme programlar hazırlamak.
Görüldüğü gibi, Devlet Planlama Teşkilâtı'nın ana görevi, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmada hükümete danışmanlık yapmak, önerilerde bulunmak, plan ve program hazırlamak ve bunların uygulanmalarını iz­lemektir.”
DPT’nin ana hedefler yönünde hazırlamış olduğu plan Bakanlar Kurulunca kabul gördükten sonra meclisin onayına sunulur. TBMM’ce onaylanan kalkınma planları icrai nitelik kazanır. Oysa, dava konusu karara ve 5449 sayılı Yasa’ya göre, TBMM onayına sunulmadan DPT ve Ajanslara karar alma ve icra yetkisi tanınmaktadır. 5449 sayılı Yasa’nın 28. maddesi ile 19.6.1994 tarih 540 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen “Kalkınma ajanslarının koordinasyonunu sağlamak ve bunlarla ilgili iş ve işlemleri yürütmek” görevi, DPT’nin kuruluş amacına, Anayasa’nın 166. maddesine, ve son 5 Yıllık Kalkınma Planına aykırılık oluşturmaktadır.
Bugüne kadar hazırlanmış Kalkınma planlarında, ulusal ana hedef ve ilkeler belirlenerek planlar yapılmıştır. Öncelikle, sanayiden konuta, turizme kadar yapılacak yatırımların öncelikle arazi kullanım planlarına göre yönlendirilmesi esas alınmıştır. Bu ilkeye uygulamada uyulmasa da ana ilke olarak kabul görmüştür. DPT, hazırlamış olduğu kalkınma planlarını ulusal ölçekte, bunun altında ise bölgesel kalkınma planlarını bir bütün içinde ele almak durumundadır. TBMM’nce kabul edilen 5 Yıllık Kalkınma Planında Kalkınma Ajansları konusunda bir ibare bulunmamasına karşın, 5449 sayılı Yasa ve dava konusu kararla bölgesel ve kent ölçeğinde yapılacak yatırımların 5 Yıllık Kalkınma Planına aykırı ve bu Plana bağlı kalınmaksızın kararlar alınacağı ve uygulanacağı kabul edilmiştir.
Kuruluş kararnamesi ile belirleme konusunda idareye verilen yetki, esasları ile ilgili düzenleme Yasada yapılmadığı için asli bir düzenleme yetkisidir. Asli düzenleme yetkisi Anayasanın 7 nci maddesine göre yasamanındır ve devredilemez. Halbuki söz konusu üçüncü fıkrada (5449 SY mad.8/III) asli düzenleme yetkisi idareye devredilmiş olduğundan böyle bir düzenleme, Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan, Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı düzenlemenin hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısı ile Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddeleri ile çelişeceği de açıktır. Bu nedenle, 25.01.2006 tarih ve 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanunun 8. maddesi Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
Hukuk devletinden ne anlaşılacağı konusunda Anayasa Mahkemesi’nce 06.07.1995 günlü, 1994/80 Esas, 1995/27 sayılı kararda,” Hukuk devleti, tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu bilinen her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan, Yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilincinden uzaklaşmayan devlettir…” biçiminde tanımlanmıştır. Bu belirlemeler karşısında, hem yürütme hem de yasama organının bu gereklere uygun hareket etmesi gerekeceği açıktır. Bilindiği üzere, hukuki düzenlemeler genel düzenleyici işlem niteliğinde olmak zorundadır. Bakanlar Kurulu Kararı’nın 3. maddesi belli bir topluluğu hedef alarak yapılmış bir düzenleme olması nedeniyle amaç unsuru yönünden Anayasa’ya aykırıdır. Çünkü, Yönetim Kurulu’nun teşkilinde sermayeyi temsil eden kuruluşların alınması ve bunlara yürütme yetkisi verilmesi Anayasa’nın 2, 6, 7, 8 ve 10 maddelerine aykırıdır. TOBB’a bağlı meslek odalarının, Anayasal olarak eşit konumdaki diğer meslek odalarından ayrık olarak yürütmede yetki verilmesi Anayasa’nın 135 ve 10. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
İzmir ili Ajans Yönetim Kurulu, İzmir Valisi, Büyükşehir Belediye Başkanı, il Genel Meclis Başkanı, İzmir Ticaret Odası Başkanı, İzmir Sanayi Odası Başkanı, Ege Sanayi Odası Başkanı ve DPT Müsteşarlığından katılımcı ile oluşturulmuştur. Karar ve yürütme organı niteliğinde olan bu kurulda başkaca bir kesimin temsilcisi bulunmamaktadır. Kalkınma Kurulu’nun bileşenlerini belirleyen de bu Kurul olduğuna göre, kent ve bölgelerin kalkınma planlarının sermaye merkezli olacağı açıktır. Kalkınmanın yalnızca ekonomik boyutta ele alındığı, bu ekonomik boyuttan, sosyal, kültürel, çevre ve insanın dışlandığı açık bir şekilde görülmektedir. Özel kesimlerce kar getirici yatırımların garantörlüğü Ajanslar kanalıyla Devletçe üstlenilmiş olup, bunun da sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır.
Kalkınma Kurulu’nun 100 üyeden oluşması, katılımın demokratik olduğunu göstermek anlamında şekilsel bir düzenleme olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Gerek Kalkınma Kurulu’nun Yönetim Kurulunca belirlenmesi gerekse Kalkınma Kurulu’nun karar alma yetkisinin olmaması demokratik katılım söyleminin içi boş bir söylemden öte bir anlam taşımadığını göstermektedir.
Kuruluş kararnamesi ile belirleme konusunda idareye verilen yetki, esasları ile ilgili düzenleme Yasada yapılmadığı için asli bir düzenleme yetkisidir. Asli düzenleme yetkisi Anayasanın 7 nci maddesine göre yasamanındır ve devredilemez. Halbuki söz konusu üçüncü fıkrada asli düzenleme yetkisi idareye devredilmiş olduğundan böyle bir düzenleme, Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan, Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı düzenlemenin hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısı ile Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddeleri ile çelişeceği de açıktır. Bu nedenle, 25.01.2006 tarih ve 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanunun 8. maddesi Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
Bir hukuk devletinde , hukuk düzeninin belirliliği esastır. İptali istenen maddede kuralların neyi kapsayıp kapsamadığı , neyin dışlandığı açıklıktan uzaktır. Yasada herhangi bir ölçüt getirilmediği gibi Bakanlar Kurulu Kararında da bir ölçüt getirilmemiştir. İdareye tanınan bu üye seçme yetkisi kötüye kullanılmaya açıktır bu durum ise, hukuk güvenliğini zedeler ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz.
Yasada herhangi bir ölçüt getirmeden ve faaliyet alanı belirlemeden idareye üye seçmek yetkisi tanınması idarenin keyfiliğe ve kötüye kullanıma açık bir yetki ile donatılması anlamına gelmektedir. Yasa İdareye belirtilen konularda takdir yetkisini dilediği gibi kullanma, keyfi olarak belirleyebilme imkanı vermektedir. Yürütme organınca alınan karar, objektif nitelik taşımalı keyfi uygulamalara sebep olacak çok geniş takdir yetkisi vermemelidir. Aynı durum Bakanlar Kurulu Kararında da devam etmekte olup kararda, kalkınma Kurulu üyelerinin seçimi konusunda valiye ve Yönetim Kurulu’na keyfi ve kötüye kullanıma açık sınırsız bir takdir yetkisi verilmiştir.
İSTEM SONUCU : Yukarıda açıklamaya çalıştığımız ve re’sen gözeteceğiniz nedenlerle, dava konusu Bakanlar Kurulu kararının İPTALİNE, öncelikle Yürütmenin durdurulmasına, Anayasaya aykırılık itirazımızın yerinde görülerek 5449 sayılı Yasanın iptali için somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini saygı ile dileriz. 12.09.2006

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Vekilleri
Av. Nurten Çağlar Yakış- Av. Nurçil Soykut

Hukuk kategorisindeki diğer başlıklar
YAYED Yerel Yönetim Araştırma Yardım ve Eğitim Derneği Ziya Gökalp Caddesi, No.30 Kat.5 D.17 06420 Kızılay / Ankara, T: (312) 430 35 60, F: (312) 430 62 90
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. Web sitesi içerisindeki dökümanlar yazılar ve resimler kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz. © 2012
Web Tasarım